Afişin Gelişimi

Yazılı ve resimli çoğaltılabilir bir grafik tasarım ürünü olan afişin; matbaa sistemlerinin bulunmasından, yani basılı üretime geçilmesiyle gelişmeye başladığı görülmektedir.

15. yüzyıla kadar duvarlara asılmış basılı bir kağıttan başka bir şey olmayan afişler, Guttenberg’in matbaa sistemini bulmasıyla gerçek kimliğine kavuştu. Böylece grafik sanatların, dolayısıyla afiş tasarımının amaçlarından biri olan basılıp çoğaltılma yöntemi ile daha geniş kitlelere ulaşma olanağı doğdu.

Bu sayede artan ürün çeşitliliği birçok tartışmaları da beraberinde getirdi.

Duvarlarda ve panolarda yer alan el yazması kağıtların afiş mi, duyuru mu, olduğu konusu o günlerde en çok tartışılan konular arasındaydı.

Bugün dahi basılı kağıtların, duyuruların, işaretlerin, afiş olup olmadığı sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bir duyuru; bilgi vermek, yöneticilerin emirlerini duyurmak amacını taşır.

Afişler ise; toplumu oluşturan fertleri, ikna etmek, inandırmak, satın almaya zorlamak, kısaca tümüyle beyinlere işlemek amacındadır.

Bunların yanı sıra; bir şeyin afiş olup olmadığına karar verilebilmesi için aşağıdaki özelliklerin kesin belirleyici özellikler olarak kabul edilmesi gerekir.

Mesaj iletmesi, topluma sunulmuş olması ve birden fazla üretilmesi. Bu nedenle duvarlara yapıştırılan her nesne (kağıt, deri, kumaş) afiş değildir.

Hatta, afişin öncüleri arasında yer alan ve düşündüklerini maddeler haline etirip, kilise kapısına asarak Hristiyanlık dininde yeni bir çığır açan Martin Luther, yine de bu sanatın öncülüğünü hak eder görünmüyor. Onun duyuruları elle yazılmış ve tek nüshadan ibaretti.

Luther’in ilanları verilen afiş tanımlarının dışında kalmaktadır. Öyleyse Luther’in yaptıkları afiş değildir.15. yüzyıl kapsamında yer alan afişin ilk örnekleri olarak gösterilen

Meryem Ana resminin de yer aldığı bir el yazması ile İngiltere’deki “ ” tanıtan afişler, aynı zamanda ilk reklam afişleridir.

Sokaklara, halkın toplu olarak bulunabilecekleri yerlere asılması yasaklanan bu örnekler, daha çok kilise, dükkan içlerine asılıyordu. Bu kurallara uymayanların en ağır cezalara çarptırılabileceği haberi bazen tehdit olmaktan çıkıp zaman zaman uygulamaya geçirilen bir karar olarak yazılı kaynaklar arasında yer aldı. Bu yasaklamalar, genç sanatın gelişmesine set vurdu. Baskı
tekniklerinin gelişimi sonucu tüm yaşamı etkileyebilecek şekilde ortaya çıkan bu sanat dalı yavaş
yavaş geriledi. Hatta baskı sanayisinin bazı bölümlerinde terk edildi (Bektaş, 1992).

  1. ve 17. yüzyıla kadar yapılan afişler sadece yazılardan oluşmaktaydı. 18. yüzyılda, artistlerin
    çekici pozlarını kapsayan resimsel afişler yapıldı. Bu yıllarda afişin gelişimi açısından
    önemli bir rol oynayan yeni bir teknik, “ Taşbaskı” tekniği ortaya çıkıyordu. 1798
    yılında Alman Alois Senefelder tarafından yaratılan bu teknik sonucu tondan tona geçişler
    sorunu çözümlenmiş oldu. Suların yağla birleşmemesi prensibine dayanan bu yöntemle, çok
    ince taneli kireçtaşı üzerine çizilmiş bir desenin ya da yazının baskı yoluyla kağıda geçmesi
    sağlanıyordu. Bu yeni yöntem kısa zamanda resim sanatçılarının kullanım alanlarını oluşturdu.
    Aynı zamanda ofset baskı sisteminin de temelini atan litografi, afişlerde renkliliği
    başlatmıştır. 1871 yılına, Frederick Walker’in düzenlediği “ Beyazlı Kadın” afişinin
    ortaya çıkışına kadar tahta oyma resimler afişleri boğan yazıların yerini alamadı. Bu
    afişten sonra, afişte resmin kullanılması gereği kendisini vazgeçilemeyecek bir biçimde kanıtladı.
    Ortaya çıkışından kısa bir süre içinde bu afiş kendi çapında bir olay oldu. Yalınlığı,
    arılığı ve dramatik hareketi tam olarak yansıtması ve bütün bunların üzerinde, içerdiği
    görsel ekonomi ile bu çalışma gerçek ilk afiş sayılır. Yine bu yıllarda Manet’in yaptığı
    “Les Chats” adlı afişi, afiş tasarımının 19. yüzyılda en başarılarındandı. Afişte yazı resim
    ilişkisi bulunmamakta, resim yalnızca kitabın başlığını vermekte, ve yazılara göre ikinci
    planda kalmaktadır.

18.yüzyıla kadar sokaklara, halkın toplu olarak bulunabilecekleri yerlere asılması
yasaklanan afiş, bu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan basın özgürlüğüyle birlikte gerçek
kimliğine kavuştu. Bu gelişmelerin ardından 19.yüzyılda başlayan endüstri devrimiyle
ticaret hayatı, bu sanatı kendi istediği gibi şekillendirdi. Gelişmeler
ortasında, afiş tasarımcıları kendilerini hiç ilgilendirmeyen konular arasında
buldular. Cheret’te, Mucha’da gördüğümüz gibi, eğlence, tiyatro, oyun gibi
alanlarda afişler üreten tasarımcılar, bir anda sabun, deterjan, süt ürünleri, yiyecek
gibi alanlarda eser vermeye başladılar. Bu nedenler, çevrede kendini afiş tasarımcısı
olarak tanıtan birçok insanın ortaya çıkmasına neden oldu. Böylece altın çağını yaşamakta
olan afiş, geriledi. Yapılan
afişlerde; göze çarpan en önemli unsurun yazı ile anlatılan konu arasındaki ilgisizlik olduğu

Yazar: GrafikTasarim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir